Berrin Yılmaz

Tarih: 13.02.2026 01:34

İnsanın Ekşimişi

Facebook Twitter Linked-in

Rahmetli Barış Manço’nun bir sözü vardır, insanın kulağına küpe gibi takılır:

“Altın çöpe düşse değer kaybeder mi?
Tenekeyi parlatsan çeyrek altın eder mi?”

Ne güzel söylemiş…
Çünkü mesele düştüğün yer değil, ne olduğundur.
Mesele parlatılmak değil, özünde ne taşıdığındır.

İnsan da öyle.

Hayatın içinde öyle tipler var ki…
Ne sohbetinde tat var, ne bakışında sıcaklık.
Yanına oturursun, iki kelime edersin; içinden çay değil limon suyu geçmiş gibi olur.

Ekşimiştir.

Ne tam gece gibidir ne gündüz.
Ne sağa güven verir ne sola.
Bir ağırlık, bir keskinlik, bir tuhaf burukluk…

Oysa insan dediğin, bulunduğu ortama lezzet katmalı.
Adı anıldığında yüzler yumuşamalı.
Masadan kalktığında sandalye değil, hatıra kalmalı.

Peki neden ekşir insan?

Karakter mi?
Görgü mü?
Sonradan görme bir kabarma mı?
Güvensizlik mi?
Yoksa içinde yıllarca biriktirdiği kırgınlık mı?

Belki hepsi biraz.

Dün elinden tutulması için kapı kapı dolaşan birini düşünün.
Bugün aynı eli uzattığınızda burun kıvırıyor.
Sanki hayat boynuna görünmez bir taç takmış.

Oysa taç sandığı şey, belki de kibirin ince bir halkasıdır.

En tehlikelisi şu:
İnsan nereden geldiğini unutunca başlıyor ekşime.
Bir zamanlar aç kalmış, yokluk görmüş, yardım istemiş…
Şimdi ise kendini ulaşılamaz sanıyor.

Hâlbuki insanı büyüten imkân değil, hatıradır.
Nereden geldiğini bilen, nereye gittiğini de şaşırmaz.

Ekşimiş insanın bir özelliği daha vardır:
Ne kendini tam anlatır ne de anlaşılmak ister.
Gölgede yürür gibi yaşar.
Kendi izini kendi siler.

Ve en sonunda…
Adı kalır ama tadı kalmaz.

Bir masadan düşen çerçeve gibi olur bazı insanlar.
Dışarıdan bakınca sağlam sanırsın.
Bir sarsıntı yeter; paramparça.

Şunu da dürüstçe söyleyelim:
İğneyi başkasına batırırken kendimize de dokundurmak gerekir.
Hepimiz zaman zaman ekşimeye meyilliyiz.
Hayat yorar.
İnsan kırılır.
Beklentiler karşılanmaz.

Ama mesele şu:
Ekşimeyi karakter sanmamak.

Altın, çöpe düşse de altındır.
Teneke, cilayla değer kazanmaz.

Biz ne olmak istiyoruz?
Parlatılmış bir görüntü mü?
Yoksa düştüğü yerde bile değerini koruyan bir öz mü?

İnsanlığımızı tatlı bırakmak zorundayız.
Mazide anıldığımızda yüzler buruşmasın.
Omuzlar düşmesin.

Çünkü bir gün herkes çekip gider.
Geriye kalan, bıraktığı tattır.

Ve hayat, ekşi hatıraları uzun süre taşımaz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —