Dünyanın en meşhur elmalarından biri yenmedi, turşusu kurulmadı, pazara da gitmedi. Bir bilim insanının kafasına düştü.
O bilim insanının adı da malum: Isaac Newton.
Rivayet odur ki Newton bir elma ağacının altında otururken kafasına bir elma düşer. Normal bir insan olsa muhtemelen başını ovuşturur, “Bu ağaç da amma bereketliymiş” deyip geçerdi. Ama Newton farklı bir adamdı. O elmayı yerden alıp yemedi; düşüşünü düşündü.
“Bu elma neden yukarı gitmedi de aşağı düştü?” diye sordu.
Ve insanlık o sorunun ardından yerçekimi kanununu öğrendi.
Şimdi gelin meseleye biraz Gümüşhane tarafından bakalım.
Bizim memlekette de elma bahçeleri var. Hem de az değil. Ama düşünmeden edemiyor insan:
Her Gümüşhaneli bir elma ağacının altına otursa, acaba kafasına düşen elma ona ne düşündürürdü?
Mesela bir elma düşse:
“Bu şehirde neden yalnız kalıyoruz?” diye sorabilir.
İki elma düşse:
“Bu göçün bir çaresi yok mu?” diye düşünür.
Üçüncü elma düştüğünde ise belki de şu soruyu sorar:
“Bu kadar işsizlik varken nasihat neden hâlâ en bol bulunan şey?”
Belki de yeni bir kanun yazılırdı.
Adı da şöyle olurdu: Gümüşhane Yerçekimi Kanunu.
Bu kanuna göre; fırsatlar yukarı çıkmaz, gençler aşağı iner… başka şehirlere.
Elma meselesi bir yana, hazır Newton’dan bahsetmişken hikâyenin diğer kahramanını da unutmayalım:
Archimedes.
Arşimet’in hikâyesi de ayrı güzeldir. Rivayete göre hamamda yıkanırken suya attığı cismin batmadığını fark eder. O an heyecandan kendini kaybeder ve sokaklara doğru koşarken bağırır:
“Eureka! Eureka!”
Yani: “Buldum! Buldum!”
Şimdi dikkat edin…
Newton’da elma düşüyor.
Arşimet’te taş suya bırakılıyor.
İkisinde de bir şey oluyor. Bir hareket, bir kıvılcım, bir fark ediş.
Ama Gümüşhane’de durum biraz farklı.
Bizim memlekette o kadar çok “düşen elma” var ki…
O kadar çok “suyun üstünde kalan mesele” var ki…
İnsan bazen düşünüyor:
Newton burada yaşasaydı yerçekimini mi bulurdu, yoksa göçün hızını mı ölçerdi?
Arşimet hamamdan çıksa:
“Buldum!” diye mi bağırırdı,
yoksa
“Bu meseleler neden batmıyor?” diye mi sorardı?
Çünkü biz yıllardır bazı sorunları suyun üstünde tutmayı başardık.
Ekonomi batmıyor.
İşsizlik batmıyor.
Göç batmıyor.
Hepsi suyun üstünde süzülüyor.
Biz de kenardan bakıp şöyle diyoruz:
“Yüzüyor yahu… batmaz!”
Ama insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba gerçekten batmadıkları için mi yüzüyorlar…
yoksa biz itip durduğumuz için mi?
Belki de mesele elmanın düşmesi değil.
Belki mesele o elmanın neden düştüğünü sormak.
Belki de bir gün bir Gümüşhaneli çıkıp şöyle diyecek:
“Eureka!”
Ama bu sefer suyun kaldırma kuvvetini değil,
memleketin kaldırabileceği yükü bulacak.
İşte o gün gerçek keşif yapılmış olacak.