Veli Yılmaz

Tarih: 12.02.2026 02:08

“Bizim Zamanımızda…” Sendromu

Facebook Twitter Linked-in

Bir ortamda çaylar tazelendi mi, muhabbet koyulaştı mı, mutlaka biri derin bir nefes alır ve o sihirli cümleyi patlatır:
“Bizim zamanımızda…”

O andan sonra kronolojik gerçeklik askıya alınır. Anlatılan dönem ya 1998’dir ya da en fazla 2012. Ama tonlama öyle bir dramatiktir ki sanırsınız Osmanlı’nın son yılları.

“Bizim zamanımızda biz çok çalışırdık.”
“Bizim zamanımızda saygı vardı.”
“Bizim zamanımızda gençler telefonla yatıp kalkmazdı.”

Telefon yoktu çünkü. O ayrı mesele.

Orta yaş sendromunun en güçlü silahıdır bu cümle. Hafif nostalji, bolca abartı ve azıcık unutkanlık içerir. Kendi gençliği hep çilelidir; şimdikiler pamuklara sarılı büyümüştür. Kendileri kar kış demeden yürüyerek okula gitmiş, şimdikiler servis beklerken üşüyor diye story atıyordur.

Ama kimse şunu sormaz:
Sizin zamanınızda kira bugünkü kadar mıydı?
İş bulmak bu kadar mı zordu?
Bir CV atınca “geri dönüş yapacağız” deyip sonsuza dek kayboluyorlar mıydı?

Her kuşak kendi zorluğunu kutsal ilan eder. Öncekiler kahraman, sonrakiler tembel.

Aslında mesele şu: İnsan gençliğini özlüyor. Enerjisini, cesaretini, o günkü heyecanını… Ama bunu kabul etmek zor. Onun yerine bugünü küçümsemek daha kolay. “Bizim zamanımızda…” diyerek hem geçmişi parlatıyor hem bugünü hafifçe azarlıyoruz.

Komik olan şu: Büyük ihtimalle onların anne babaları da zamanında aynı cümleleri kurdu.
“Bizim zamanımızda savaş vardı.”
“Bizim zamanımızda yokluk vardı.”
“Bizim zamanımızda bir portakalı dört kardeş paylaşırdık.”

Demek ki bu bir kuşak geleneği. Bayrak yarışı gibi. Cümle devrediliyor.

Bu durumu anlatan meşhur bir hikâye vardır.

New York’ta bir lokanta… Kural basit: Dedeler yer, torunlar öder. Hesap nesilden nesile aktarılır.

Bir gün çocuğu olmayan, cebinde beş kuruşu kalmamış bir adam düşünmüş: “Oh ne güzel sistem! Yerim içerim, torunum olmadığı için kimse ödemez.” Gitmiş, masayı donatmış. Başlangıçlar, ana yemekler, tatlılar… Hayatının ziyafetini çekmiş.

Hesap gelince şaşırmış:
“Bunu torunum ödemeyecek mi?” demiş.
Garson gayet sakin cevap vermiş:
“Hayır efendim. Bu dedenizin hesabı.”

İşte bütün mesele bu.

Biz hep bir sonrakine fatura keseceğimizi sanıyoruz. Oysa öncekilerin bıraktığı hesap zaten masada duruyor. Ekonomide, şehirleşmede, eğitimde, hatta aile içinde bile…

Her kuşak hem borç alıyor hem borç bırakıyor.

Belki de artık cümleyi şöyle güncellemenin zamanı gelmiştir:
“Bizim zamanımızda da zordu, şimdi de zor. Sadece zorlukların şekli değişti.”

Çünkü hayat bir nostalji yarışması değil. Kim daha çok çekti turnuvası hiç değil.

Ama yine de biliyorum…
Bir gün bugünün gençleri de çay masasında oturup derin bir nefes alacak ve diyecek ki:
“Bizim zamanımızda sosyal medya daha samimiydi…”

Ve döngü devam edecek.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —