Lobicilik bugün modern dünyada en etkili güç araçlarından biri. Bunu inkâr edemeyiz. Asıl soru şu: Biz bu gücün neresindeyiz? Daha doğrusu, Gümüşhane olarak bu “sihirli” denilen kavramın gereklerini gerçekten yerine getirebiliyor muyuz?
Lobicilik; ikna etmektir, doğru anlatmaktır, karar vericinin kapısını doğru zamanda ve doğru içerikle çalmaktır. Bir şehrin, bir grubun ya da bir ülkenin lehine sonuç alabilme becerisidir. Masada kalmayı, hatta masayı kurabilmeyi bilmektir.
Ama gelin dürüst olalım…
Gümüşhane son yılların en sessiz, en durağan dönemlerinden birini yaşıyor. Lobicilik adına ne yapıyoruz diye baktığımızda karşımıza çıkan tablo maalesef koskoca bir boşluk.
Peki neden?
Sivil toplum kuruluşlarıyla mı etkiliyiz?
Siyaset mekanizmasını mı iyi kullanıyoruz?
Yetişmiş insan gücümüzü mü devreye sokuyoruz?
Yoksa güçlü bir birlik görüntüsü mü veriyoruz?
Cevapların çoğu iç açıcı değil.
Asıl problem nerede takılıp kaldığımızı bilemememiz. Çünkü lobicilik plansız olmaz. Yol haritası ister. Kimi, ne zaman, hangi gerekçeyle etkileyeceğini bilmek ister. Elindeki somut veriyi, güçlü argümanı, karşı hamleyi hesaplamanı ister.
Biz bunları ne kadar yapıyoruz?
Şu yıllardır konuşulan tren yolu meselesinde ne durumdayız?
Yeni otoyol ve geçiş güzergâhlarında hangi masadayız?
Turizm yatırımlarında hangi kapıyı çaldık?
Ekonomik sorunlarımızın çözümü için hangi dosyayı, kimin önüne koyduk?
Sorular çok, cevaplar ise ya yok ya da çok zayıf.
İşin daha acı tarafı şu:
Politik olarak en güçlü olmamız gereken alanlarda bile hamle yapamıyor, hatta bazen attığımız adımlar bumerang gibi dönüp bize zarar veriyor. Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış binlerce Gümüşhaneli varken, bu potansiyeli ortak bir hedef etrafında birleştiremiyoruz.
Çünkü birlik yok.
Oysa herkesin bildiği bir gerçek var:
Birlik olmadan lobicilik olmaz.
Güç dengesi kurulmadan sonuç alınmaz.
Etkiden vizyona, niyetten muktedirliğe giden yol; “bir ve bütün” olmaktan geçer.
Biz ise hâlâ parça parça konuşuyor, dağınık tepkiler veriyor, enerjimizi iç tartışmalarda tüketiyoruz. Sonuç? Kan kaybı.
Gümüşhane’nin kaybedecek zamanı da, heba edecek gücü de yok. Ama önce şunu kabullenmeliyiz:
Biz Gümüşhaneliler, lobiciliği henüz bilmiyoruz.
Bilmediğimiz sürece de kaybetmeye devam ediyoruz.