Yazıyı Sesli Oku

Veli Yılmaz


Kusura Bakma Kamala, Bizim Oylar Kemal’a


Sevgili Kamala,

Kırılma ama sana bir sitemim var.

20 Kasım 2024’te sana açık açık seslenmiştim. Hani şu Amerikan başkanlık seçimlerinin tozu dumanı yeni dağılmış, senin de seçimi Trump’a kaptırdığın günler… Bizim Tekke’de ise başka bir heyecan vardı. Mahkeme kararıyla belediyemiz geri gelmiş, “Kim aday olacak?” sorusu kahvehanelerde çaydan daha hızlı demleniyordu.

Ben de dedim ki: “Niye Kamala olmasın?”

Şöyle düşündüm 
Madem ABD’liler kadrini kıymetini bilmedi biz Tekkeliler olarak seni bağrımıza basardık 
Tekkelilerin bu kadirşinaslığı sonrası
Hayırsız Trump ve seni yarı yolda bırakan Bıden değerini daha iyi anlardı

Sonra,
Dünya siyasetinden mahalle siyasetine geçiş yapar, stres azalırdı.

Ama ne oldu? Ne bir dönüş… Ne bir teşekkür… Ne de “Kardeşim, düşünüyorum” mesajı…

*

Bak Kamala, biz öyle bir toplumuz ki mağdurun yanında durmayı severiz. Senin o seçim sonrası halini görünce içimiz burkuldu. Bu bir çağrıdan çok bir teselliydi aslında. Hani eskiden şarkılar vardı ya… “Bir teselli ver…” Bizimki de o hesap.

Zaten biz millet olarak teselliyle büyüdük. 70’lerde umutla, 80’lerde hüzünle, 90’larda kabullenmişlikle… Şarkılar bile bizim ruh halimizi anlatıyordu. Bir bakıyorsun “Ben doğarken ölmüşüm” diyor, öbürü “Neden saçların beyazlanmış arkadaş?” diye soruyor. Sanki herkes birbirine hayatın özetini yapıyor.

Milli takım desen ayrı hikâye… “Şerefli mağlubiyet” diye bir kavramı dünyaya biz armağan ettik. Kaybettik ama gururluyduk. Nasıl bir matematikse artık…

Sonra büyüdük. Acılar da bizimle büyüdü. “Kaderin böylesine yazıklar olsun” diye masaya vurduk ama o masa da bir yere kadar dayandı. Çünkü fark ettik ki sadece vurmak yetmiyor, kalkıp o masayı değiştirmek gerekiyor.

*

İşte tam o zamanlar, 80’lerin sonuna doğru, bir hareket geldi bize. Hafif hafif… Önce parmak şıklattık. Sonra ayağa kalktık. Piyanist şantör sahnede “Ooo Kerim beyler de buradaymış” deyince biz de “Evet buradayız!” dedik içimizden.

Ama yine de temkinliydik. Öyle hop diye oynamak yok. Önce bir sağa sola bak, ortamı yokla, sonra ufaktan kıpırda… Bizim dans bile kontrollüydü.

İşte Kamala, biz böyle bir milletiz. Düşe kalka, güle ağlaya, biraz da dalga geçe geçe geldik bugünlere.

Sen ise bizim daveti görmezden geldin.

Oysa bak, Tekke seni bağrına basardı. Belki ilk başta şaşırırdın ama sonra alışırsın. Sabah pazarı, öğlen esnaf ziyareti, akşam da bir düğüne katıldın mı… Dünya siyasetini unuturdun vallahi.

*

Neyse… Biz yine de darılmayız. Çünkü bizde kırgınlık uzun sürmez, hikâyeye dönüşür. Şimdi bak, senden bir köşe yazısı çıktı.

Ama şunu bil:

Bir gün yolun düşerse… Bizim çay hâlâ sıcak.

 

 

Yorum Yazın