Yazıyı Sesli Oku

Veli Yılmaz


Kör Ölür, Badem Gözlü Olur; Kel Ölür Sırma Saçlı Olurmuş…


Bizim memlekette bir insanın kıymete binmesi için iki şart var:
Ya çok uzaklara gidecek…
Ya da ebediyete.

Yaşarken kimse kimseyi beğenmez.
“Bu da çok konuşuyor.”
“Bunun da saçı ne öyle?”
“Biraz kilo verse iyi olacak.”

Ama ne zaman ki adam ortadan kayboldu… İşte o an başlar methiyeler.

Dün “huysuz” dediğimiz adam, bir bakmışsın “aslında çok ince ruhluymuş.”
“Cimri” dediğimiz teyze, bir anda “tutumlu ve ileri görüşlü.”
Hayattayken kimse çayını içmeye gitmez, gidince herkes hatıra anlatır.

En sevdiğim kısım şu:
Adamın saçı yokken kel diye takılanlar, arkasından “Saçları ne gürdü be!” demeye başlıyor.

Bir insanın karakteri vefat ettikten sonra Photoshop’a mı giriyor, anlamadım.

Bizim toplumda hatıra filtresi diye bir şey var.
Özellikle cenaze çıkışı aktif oluyor.
Gerçekler siliniyor, sadece romantik versiyon kalıyor.

Mahallede yıllarca kimseyle selamlaşmayan amca için:
“Çok içine kapanıktı, kalbi kırık bir adamdı…”

Yok be kardeşim, içine kapanık değil; surat asıyordu.

Ama işte biz ölüyü kötü anmayız. Bu güzel bir şey aslında.
Fakat bazen dozu kaçıyor.

Adam hayattayken kimseye selam vermezdi.
Vefat edince “Mahallenin çınarıydı.”

Kel ölür, sırma saçlı olurmuş…
Bu cümle var ya, memleketin özeti.

Bir de şu var: İnsan yaşarken eleştiriliyor, gidince herkes pişmanlık moduna giriyor.
“Keşke bir kahve içseydik.”
“Keşke kırmasaydım.”
“Keşke arasaydım.”

Keşke’ler en çok mezarlıkta dolaşıyor.

Belki mesele şu:
Biz değer vermeyi hep erteliyoruz.
İltifat etmeyi ayıp sanıyoruz.
Sevdiğimizi söylemeyi zayıflık görüyoruz.

Sonra biri gidince, içimizde biriken bütün güzel cümleler mezar taşına yaslanıyor.

Halbuki hayattayken desek ya…
“İyi ki varsın.”
“Saçın az ama kalbin bol.”
“Huysuzsun ama bizdensin.”

Belki o zaman kimse badem gözlü olmak için ölmek zorunda kalmaz.

Ben karar verdim.
Bundan sonra kim iyiyse yüzüne söyleyeceğim.
Kim kel ise kel diyeceğim ama yakışıyor diye ekleyeceğim.
Kim huysuzsa da “Standart ayarın bu galiba” diyeceğim.

Çünkü insanın değeri, cenaze çıkışında değil; çay masasında belli olmalı.

Yoksa bir gün ben de giderim, arkamdan:
“Ne sessiz adamdı…” derler.

Hâlbuki en çok ben konuşuyordum.
 

Yorum Yazın
Yorumlar
Halil Uğur
28.02.2026
Veli’ciğim kalemine sağlık 😊 Tam da bizim mahalle aynası olmuş bu yazı. İnsan yaşarken kıymet bilmiyoruz, gidince hatıra albümüne filtre basıyoruz. “Keşke” kısmı içime oturdu. Güldürürken düşündüren bir yazı olmuş.
Akif Polat
28.02.2026
Bu yazıyı herkes cenazeden çıkınca değil, çay içerken okumalı. O “hatıra filtresi” tespiti tam on ikiden vurmuş. Tebrikler Veli Yılmaz 👏
Mehmet Yıldız
28.02.2026
Abi bu nasıl bir gözlem gücü? Mahallenin çınarı meselesi var ya… birebir yaşadık. Hayattayken selam vermez, gidince efsane olur. Mizahın altı dolu, çok iyiydi.
Kenan Okur
28.02.2026
Yarın birine “iyi ki varsın” demek için bugünü beklememek lazım. Bu yazı bana bunu hatırlattı. Kalemin daim olsun
İsmail Şatıroğlu
28.02.2026
Hem mizah hem toplumsal eleştiri bir arada. Veli abi kalemiyle yine ayna tutmuş.
Talat Değirmenci
28.02.2026
Mahallenin çınarı meselesi birebir yaşanmışlık 😅 Hayattayken selam verilmez, gidince destan yazılır. Çok gerçek bir yazı olmuş.
Aysel
28.02.2026
Veli Yılmaz yine memleketin tam kalbine dokunmuş. Hem güldük hem utandık. “Keşke’ler en çok mezarlıkta dolaşıyor” cümlesi uzun süre aklımdan çıkmayacak.