Yazıyı Sesli Oku

Veli Yılmaz


Kim Bunlar?


Bu ülkede bazı cümleler vardır ki, gerektiğinde yangın söndürür, gerektiğinde konuyu buharlaştırır, gerektiğinde de sahibini ortadan kaybeder.

Mesela:
“Kamuoyunun takdirine bırakıyorum.”

Ne yüce bir makamdır bu kamuoyu.
Her şeyi bilir, her şeyi görür, her şeyi takdir eder.
Ama ne hikmetse hiçbir zaman ortalarda görünmez.

İşin içinden çıkamayan biri bu cümleyi söylediği an, sorumluluk paltosunu askıya asar, kapıdan süzülür gider.
Kamuoyu da elinde çay bardağıyla “Beni mi çağırdınız?” diye etrafa bakar.

Geçen gün bir ünlü, özel hayatıyla ilgili soruya cevap vermemek için yine aynı cümleyi kurdu.
Sanki ülke bütçesi konuşuluyor.
Abla, konu senin eski sevgilin. Kamuoyu şu an kira derdinde.

Bir de şu var:
“Sokaktaki adam böyle istiyor.”

Bu sokaktaki adam kim?
Nerede yaşıyor?
Hangi sokakta?
Ben yıllardır sokaktayım, böyle bir adama denk gelmedim.

Ne zaman kötü bir iş yapılsa, estetikten uzak bir program çekilse, kulak tırmalayan bir şarkı piyasaya sürülse hemen suçlu bulunur:
Sokaktaki adam.

Adamın haberi yok.
Sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor.
Birileri onun adına karar alıyor, zevk belirliyor, kalite düşürüyor.

Garibim belki klasik müzik dinliyor evde.

Bir de her olayın değişmez kahramanları var:
“Üç beş kendini bilmez…”

O üç beş kişi var ya…
Her yerde onlar.
Stadyumda onlar.
Sosyal medyada onlar.
Mitingde onlar.
Trafikte onlar.

Ülkenin nüfusu 85 milyon ama olay çıkarma yetkisi üç beş kişide.

İnanılmaz organize bir ekip olmalılar.
Işınlanma teknolojileri var belli ki.

Madem bu kadar meşhurlar, bir tanışalım.
Hatta yıl sonunda plaket verelim:
“Yılın Üç Beş Kendini Bilmezi.”

Ama yok.
İsim yok, adres yok.
Sadece cümle var.

Aslında mesele basit.
Bu ifadeler, sorumluluktan kaçmanın zarif yolları.
Topu görünmez bir kalabalığa at, kendin tertemiz çık.

Fakat şunu kabul edelim:
Bizim memlekette cümleler bazen insanlardan daha cesur.
Bir kelimeyle sıyrılma sanatı var bizde.

“Kamuoyu…”
“Sokaktaki adam…”
“Üç beş kişi…”

Hepsi sis perdesi.

Ama ne yapalım…
Belki de gerçekten vardırlar.
Bir yerde toplanıp çay içiyorlardır.
Aralarında görev dağılımı yapıyorlardır:
“Bu hafta kamuoyu sensin, ben üç beş kendini bilmez olayım.”

Olabilir mi?
Bu ülkede her şey mümkün.

 

Yorum Yazın