Berrin Yılmaz


Herkes Beraberinde Taşıdığı Bir Parmaklığın Arkasında Yaşıyor


Kimse özgür doğmuyor aslında.
Bebek ağlıyor, biri onu besliyor. Çocuk yürüyor, düşmemesi için bir el uzanıyor. Sonra okul başlıyor, alarm çalıyor, hayat program yapıyor.

Ve biz fark etmeden sırtımıza görünmez bir parmaklık alıyoruz.

Demirden değil belki…
Ama sorumluluktan.
Beklentiden.
Zamanın acımasız takviminden.

Sabah erken kalkmak mesela.
Bir öğrencinin gözünü zorla açması, çantasını sırtlaması… Ona yük gibi gelir. Oysa o erken kalkış, hayatın ilk disiplini, ilk “hazırım” deme biçimidir. Mesele sadece okula gitmek değildir; mesele yola koyulmayı öğrenmektir.

Büyüdükçe parmaklıklar da büyür.
İşe yetişmek.
Toplantıya hazırlanmak.
Bir konuşmanın metnini defalarca düzeltmek.
Bir evladın sorumluluğunu taşımak.
Bir ailenin yükünü omuzlamak.

Dışarıdan bakınca düzen deriz buna. İçeriden bakınca biraz tutsaklık gibi gelir. Ama gerçekte o parmaklıklar bizi koruyan sınırlar da olabilir.

“İnsan düşünen bir hayvandır” demiş Aristoteles.
Belki de bu yüzden taşıdığı yükü fark eden tek canlı biziz. Serçe sabah böcek peşinde koşarken “Bugün çok yoruldum” demez. Yılan toprağı yararken varoluşunu sorgulamaz. Onların da görevleri var ama bilinç yükü yok.

Biz hem sorumluyuz hem farkındayız. İşte ağır olan bu.

Zaman zaman sürüden ayrılmak ister insan. Farklı bir şey yapmak, zinciri kırmak, “Ben başka bir yol deneyeceğim” demek… Cesaret gerekir. Ama unutmamak gerekir ki temeli atılmamış bir binaya duvar öremezsiniz. Zincirin ilk halkası sağlam değilse, özgürlük sandığınız şey savrulmaya dönüşür.

Sorumluluk bazen can sıkar.
Bazen insanın omzunu çökertir.
Ama aynı zamanda insanı insan yapan da odur.

Kaşınan başını bile elinle kaşımak zorundasın.
Hayat küçük mecburiyetlerle başlar.
Sonra büyük kararlarla devam eder.

Belki de o parmaklıklar bir hapishane değil, bir çerçevedir. Hayata hangi açıdan bakacağımızı belirleyen bir sınır. O sınırın içinden bakarak öğreniriz sabretmeyi, mücadeleyi, vazgeçmemeyi.

Ve bir gün…
Gerçekten istediğimiz hedefe ulaştığımızda, o parmaklıkların kırıldığını sanırız. Oysa belki de sadece yenisini seçmişizdir. Çünkü insan tamamen özgür değil; bilinçli bir sorumludur.

Belki mesele kaçmak değil, taşıdığını anlamaktır.
Belki mesele zinciri kırmak değil, onunla yürümeyi öğrenmektir.

Hepimiz bir parmaklığın arkasındayız.
Ama o parmaklığın anahtarı da çoğu zaman kendi cebimizde.

Yorum Yazın