Veli Yılmaz


Gümüşhane’ye Mektuplar



Dumanlı dağların kucağında, rüzgârı sert ama yüreği yumuşak bir şehre yazıyorum bu satırları.

Doğu Karadeniz’in en stratejik noktasındayım diye yıllarca övündün sen. Trabzon’a bağlı bir sancakken, Cumhuriyet’le birlikte şehir olmanın onurunu taşıdın. Şehir olmak; kendi ayaklarının üzerinde durabilmekti. Ne fazlasını istedin ne eksiğini… Sadece hak ettiğini talep ettin. Toprağının bereketini paylaşmayı bildin, bununla da hep gurur duydun.

Bir zamanlar gurbet belimizi bükmezdi. Elma bahçeleriyle süslüydün. Harşit’in sesi evlerimize ninni olurdu, Kuşakkaya bugünkü gibi küskün bakmazdı bize. Örümcek Ormanları’ndan başlayan o yeşil dostluk, Kelkit’in Çimen Dağları’na kadar sarıp sarmalardı seni.

Gösterişi sevmezdin. İnsanların da öyleydi. Ekmeğine sahip, bayrağına sevdalı, toprağına sadık… Ama sonra bir şey oldu. Göç, düğün alayı gibi girdi hayatımıza. Gönüller birer birer söküldü yerinden. Bağlarbaşı, türkülere konu olan o bahçeler, Canca Kalesi’nin sessiz düzeni geride kaldı. Kuşburnu Festivali dendi mi, yaşlı caddeler gülümserdi eskiden. Dar sokaklar bile şenlenirdi. Meydanlar al yazmalı kızlarla, panayır havasıyla dolardı. Biz kavga bilmezdik. Pestilimizi, kömemizi, elmamızı paylaşırdık. Kara ekmeğin buğusu hepimizi ısıtırdı.

Kürtün’den Şiran’a uzanan yol bir umut yoluydu. Torul’un çam kokulu kerestesi, Köse’nin fasulyesi, Kelkit’in bereketli ovası, Şiran’ın “buradan öte Gümüşhane yok” diyen kucaklayışı… Damlarımız betona boğulmamıştı. Evlerimiz taş, yollarımız topraktı. Bugün eski fotoğraflara bakıyoruz; yok olmuş elma bahçelerinin çığlığı kulaklarımızda.

Sonra şehir sevdası sardı bizi. Kaçar gibi gittik. Her gittiğimiz şehirde biraz daha eksildik. Toprağı AVM’ye, ekmeği gürültüye, gülmeyi betonun soğukluğuna bıraktık. Bizi biz yapan ne varsa arkamızda kaldı. Şimdi mutluluğu, 50 yıllık albümlerin sararmış sayfalarında arıyor Gümüşhaneli.

“Eskiden böyle değildik” diyen çok. Ama gerçek değişmiyor. Boşalan damlar, ekilmeyen topraklar, unutulan bir şehir… Ormanlar kesildi sesimiz çıkmadı. Toprak kirlendi görmezden geldik. Şehir boşaldı, umursamadık. Hakkımızı istemeyi unuttuk. Zaman geçti. Şimdi bağırıyoruz ama duyan yok.

Bu bir sitem değil sadece; bu bir hatırlatma. Gümüşhane hâlâ burada. Dağlarıyla, toprağıyla, hatıralarıyla… Belki biraz yorgun, biraz küskün. Ama hâlâ bekliyor. Kendisini hatırlayacak, sahip çıkacak insanını bekliyor.

Yorum Yazın