Veli Yılmaz


Gümüşhane’nin Çılgın Projeleri (Akıl Sağlığımız Yerinde mi?)


Biz bu şehri seviyoruz.
Hem de öyle “seviyoruz işte” seviyesinde değil… Bildiğin gözü kapalı, gönlü açık seviyoruz. Birisi “Gümüşhane için taşın altına elini koy” dese, el değil komple gövdeyi sokacak kadar.

Ama bir de şu meşhur mesele var:
Çılgın projeler.

Ah o çılgın projeler…
Anlatılırken sesi bir oktav yükselen, sunum yapılırken fonda epik müzik çalması gereken projeler. Üst üste dizilir, alt alta sıralanır, PowerPoint’te kaydır kaydır bitmez. Katlanır da katlanır… Mübarek kumaş topu gibi.

Bir bakmışsın; teleferik geliyor.
Bir bakmışsın; dev yatırım.
Bir bakmışsın; bölgenin cazibe merkezi oluyoruz.

Bir bakmışsın… Uyanmışız.

Yirmi yıldır bu şehri izliyorum. Gazetecilik yapıyorum. Çok vaat gördüm, çok lansman dinledim. O kadar çok “çılgın proje” dinledim ki bir ara kendimden şüphe ettim. Dedim herhalde biz Norveç’te yaşıyoruz da haberim yok.

Toplantılarda bir alkış tufanı olur.
Arka sıralardan bir “Yaşşa!” sesi yükselir.
Ben o an heyecanlanırım.
Sonra eve gider, bir çay koyar, ertesi sabah aynı çukura yine basarım.

Şehrin sokağını bilen birine sorun:
“Çılgın proje nedir?”

Alacağınız cevap şudur:
“Abi önce şu yolu yapalım.”

Gümüşhane’nin insanı romantik değildir, pratiktir. Büyük laflardan çok küçük ama sağlam işlere inanır. Çünkü biz günü kurtara kurtara büyüdük. Yarın sabah açılacak dükkânı, akşam eve girecek ekmeği düşünerek.

Çılgın proje denince bizim aklımıza uzay istasyonu gelmiyor.
Düzgün asfalt geliyor.
Gençlerin göç etmediği bir şehir geliyor.
Bir yatırımın gerçekten başladığını görmek geliyor.

Ama itiraf edeyim…
Ben çılgın projeleri seviyorum. Özellikle anlatılırken. O özgüven, o jestler, o “bu şehir uçacak” bakışları… İnsan bir an kendini Marvel filminde hissediyor. Tek eksik pelerin.

Sorun şu:
Film fragmanı izliyoruz, film hiç vizyona girmiyor.

Sonra bir süre çılgın proje açıklanmayınca bu kez biz çıldırıyoruz.
“Yeni bir şey yok mu?”
Yok. Çünkü çoğu zaman enerjimiz lansmana yetiyor, uygulamaya değil.

Belki de mesele çılgın olmakta değil.
Belki mesele makul ama ısrarlı olmakta.
Belki mesele, dev maketler yapmak yerine küçük ama gerçek işler yapabilmekte.

Bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum:
Bu şehir boş alkışı hak etmiyor.
Bu şehir “Yaşşa!”dan fazlasını hak ediyor.

Ve eğer bir gün gerçekten çılgın bir proje yapılırsa…
Ben ilk alkışlayan olurum.

Ama bu kez rüyada değil.

Yorum Yazın