Bazı insanlar kalbini geniş tutmayı meziyet sanır.
Herkese yer var zanneder. Affeder, görmezden gelir, anlam yükler, anlam bulur… Ama bir şeyi geç fark eder: Herkes o kalbe yakışmaz.
Büyük bir yüreğe küçük hesaplar sığmaz.
Sığmaya çalıştığında da eğreti durur, sırıtıyor işte.
Ben sevgiyi kalabalık bir oda gibi düşünmem. Birileri girsin, birileri çıksın, yer açılsın diye sandalyeler çekilsin… Öyle değil. Sevgi bazen tek kişilik bir sabırdır. Bazen karşılığı olmayan bir cümledir. Bazen sadece senin içinde yaşar.
“Ben birini sevmem için onun hayatımda olmasına gerek yok” dediğimde abarttığımı sanıyorlar. Oysa bu bir iddia değil, bir tecrübe. İnsan birini yanında olmadan da sevebilir. Onun sesini duymadan, elini tutmadan, hatta ona bir daha sarılamayacağını bilerek de sevebilir.
Zor mu?
Elbette zor.
Ama sevgi zaten kolay olanı seçmez.
Çoğu insan paylaşılmayan sevginin eksik olduğunu düşünür. “Sevgi paylaşımdır” derler. Paylaşım güzel şeydir, doğru. Ama paylaşım aynı zamanda bir alışveriştir. Bir karşılık beklentisi taşır. Benim sözüm, karşılıksız kalabilen o duyguya.
Hiçbir şey beklemeden sevebiliyor musun?
Onun başka bir hayat kurduğunu, yanında başka bir omuz olduğunu bile bile içindeki yeri değiştirmeden sevebiliyor musun?
İşte mesele burada başlıyor.
Ben böyle sevmenin ne demek olduğunu bilirim.
Sessizce. Uzaktan. Onurumu incitmeden.
Çünkü şunu da bilirim: Bana hak ettiğim değeri vermeyen birinin hayatımda olmasına gerek yok. Sevgiyle saygıyı birbirine karıştırmam. Sevmek başka, kendini eksiltmek başka.
Onu hayatımın dışında bırakabilirim.
Ama kalbimin içinden söküp atmam gerekmez.
Sevgi, illa sahip olmak değildir. Bazen sadece kabul etmektir. “Sen oradasın ve ben seni içimde bir yere koydum” demektir. Ama o yer, benim kendime duyduğum saygının önüne geçemez.
Çünkü insan en son kendini kaybettiğinde biter.
Birine duyduğun sevgi yüzünden geceleri kendinle hesaplaşmaya başlıyorsan, aynaya baktığında gözlerini kaçırıyorsan, “Ben bunu hak etmiyor muyum?” diye soruyorsan… İşte orada duracaksın.
Sevgi seni küçültüyorsa, o artık sevgi değildir.
Alışkanlıktır.
Bağımlılıktır.
Belki de korkudur.
Ben büyük bir yüreğe sahibim diye övünmem. Ama şunu öğrendim: O yüreğin içine kimi koyduğun, kim olduğunla ilgilidir. Küçük ruhlar büyük kalplerde misafir gibi durur. Emanet gibi. Eğreti gibi.
Ve ben artık eğreti duran hiçbir duyguyu taşımıyorum.
Sevebilirim.
Ama kendimden vazgeçmeden.
Yüreğim geniş olabilir.
Ama onurum daha geniş.
Ve eğer bir gün kendime olan saygım biterse…
İşte o gün gerçekten bitmişim demektir.

