Hayat insana erken yaşta vedayı öğretiyor.
Önce oyuncaklar kayboluyor. Sonra mahalleler değişiyor. Bir bakıyorsun en yakın arkadaşın başka bir şehre taşınmış. Bir bakıyorsun büyümüşsün.
Ben çok giden gördüm.
Kapıyı çarpıp çıkanlar, sessizce uzaklaşanlar, “Bir gün mutlaka görüşürüz” deyip bir daha hiç aramayanlar… Hepsine bir şekilde alıştım.
Ama en çok seni özlüyorum çocukluğum.
En çok seni.
Çünkü sen giderken haber vermedin.
Bir sabah uyandım ve artık hiçbir şeye safça inanmıyordum.
Onca vedalara sahne oldu ömrümüz. Kimi zaman biz kaldık, kimi zaman biz gittik. Ama şunu anladım: Bir ilişki bittikten sonra kimin bitirdiğinin hiçbir önemi yok. Çünkü giden de kaybeder, kalan da. Ayrılık tek kişilik bir acı değildir. İki tarafın da hayatından bir parça eksilir.
En azından bir hatıra düşer geçmişe.
Bir zamanlar aynı cümleye gülen iki insan, yıllar sonra aynı şehirde bile yürüyemez olur. Ama o eski kahkahalar bir yerlerde kalır. İşte o yüzden kayıplar asla tek taraflı değildir.
Yine de insan en çok neyi özlüyor biliyor musun?
Kendini.
Ben en çok çocukluğumdaki halimi özlüyorum. Kırılınca hemen tamir olan kalbimi. Küstüğüm arkadaşımın kapısına beş dakika sonra dayanan cesaretimi. Yere düşüp dizimi kanattığımda ağlayıp rahatlayabilme özgürlüğümü.
Şimdi öyle mi?
Şimdi düşüyorsun, ayağa kalkıyorsun, üstünü silkeliyorsun… Ama ağlayamıyorsun. Çünkü güçlü görünmek zorundasın. Çünkü herkes büyümüş olmanı bekliyor.
Oysa ben o tozlu sokakları, akşam ezanında eve çağrılmayı, annemin sesini, babamın gölgesini özlüyorum. En çok da hiçbir şey için fazla düşünmemeyi. Hayatı hesaplamadan yaşamayı.
Biz büyüdükçe seçenekler çoğaldı sanıyoruz.
Oysa iki seçeneğimiz var arkadaş:
Ya gidenlere takılıp kalacağız…
Ya da içimizdeki çocuğu kaybetmeden yürümeyi öğreneceğiz.
Geçmişe saplanmak kolay. “Ah” deyip iç çekmek, eski fotoğraflara bakıp saatlerce susmak kolay. Zor olan, o güzel çocuğu yanına alıp bugüne taşımak.
Ben artık şunu biliyorum:
Giden herkes biraz iz bırakır. Ama en derin izi zaman bırakır. Ve zaman en çok çocukluğu alıp gider.
Belki de bu yüzden en çok seni özlüyorum benim güzel çocukluğum.
Çünkü sen varken kalbim daha hafifti.
Çünkü sen varken dünya daha az karmaşıktı.
Çünkü sen varken ben daha bendim.
Şimdi büyüdüm.
Ama içimde hâlâ dizleri yaralı bir çocuk var.
Onu kaybetmeden yürüyebilirsem, işte o zaman hiçbir giden beni gerçekten eksiltmez.

