Gümüşhane yıllardır aynı sorunun etrafında dönüp duruyor. Sorular var, vaatler var, projeler var ama sonuçlara baktığımızda elimizde kalan çoğu zaman yalnızca bekleyiş oluyor. Bu şehir yıllardır umutla bekliyor. Beklerken de doğal olarak soruyor: Hani nerede Gümüşhane?
Bir yol düşünün…
Bir zamanlar adına “ölüm yolu” dendi. Sonra heyelanlar başladı. Geçtiğimiz yıl yaşanan büyük heyelanla birlikte yol günlerce kapalı kaldı. Günlerce insanlar bekledi, şoförler korkarak direksiyon başına geçti. Tepkiler yükseldi, sonunda yol açıldı. Açıldı ama korku kaldı. Çünkü herkes biliyor ki mesele yalnızca bir yol değil; mesele güven, mesele plan, mesele geleceğe bakabilmek.
Şimdi soralım: Hani nerede Gümüşhane?
*
Süleymaniye…
Bu şehrin kalbi, hafızası, geçmişi.
“Proje başlıyor” dediler.
“Çalışmalar hızlanıyor” dediler.
“Az kaldı” dediler.
Yirmi yıl geçti.
Bir şehir sevdiğine kavuşmayı bekleyen biri gibi bekledi Süleymaniye’yi. Her yıl aynı umutla… her yıl aynı cümlelerle… Ama bekleyiş hâlâ sürüyor.
O yüzden yine soruyoruz: Hani nerede Gümüşhane?
*
Sivil toplum kuruluşları yıllarca birlikten söz etti.
“Tek güç, tek ses, tek Gümüşhane” dediler.
Federasyonlar kuruldu.
Konfederasyonlar kuruldu.
Peki bugün dönüp kendimize sorsak:
Gümüşhane için gerçekten ne yaptık?
Birlik mi olduk, yoksa her tartışmada biraz daha bölündük mü?
Bir çatı mı kurduk, yoksa her seferinde yeni çatılar mı inşa ettik?
Sorunun cevabı aslında hepimizin içinde saklı.
*
Valiler geldi, valiler gitti.
Kimi bir yıl kaldı, kimi bir yıldan bile az.
Bir şehir düşünün ki adeta staj yapan yöneticilerin durağı gibi anılmaya başlasın.
Peki bu şehir o süreçte ne kazandı? Hangi büyük projeye imza attı?
Bir şehir yönetici değişiklikleriyle değil, kalıcı işler ve güçlü vizyonlarla büyür.
Ama yine aynı soruya geliyoruz: Hani nerede Gümüşhane?
*
Satala Antik Kenti…
Büyük bir umutla gündeme geldi.
Bilim insanları geldi.
Kazılar yapıldı.
Tarihin derinliklerinden önemli eserler çıkarıldı.
Güzel gelişmelerdi.
Hatta umut vericiydi.
Ama turizm dediğiniz şey yalnızca kazı yapmakla bitmez. Devamı gerekir, plan gerekir, tanıtım gerekir.
Kelkit gerçekten ikinci bir turizm merkezi oldu mu?
İşte asıl soru bu.
*
Tersun Dağı, Pöske Dağı, Köse Dağı…
Tüneller konuşuldu, projeler konuşuldu.
Gümüşhane “tüneller şehri olacak” dendi.
Ama bugün baktığımızda hâlâ bekleyen projeler, yarım kalan hayaller görüyoruz.
Bazen insan düşünüyor:
Dağları mı delmeye çalıştık yoksa düşünmekten kendi kafamızı mı?
*
Bir şehir sadece pestil ve köme ile anılmak zorunda mı?
Elbette bu ürünler bizim değerimiz, kültürümüz, emeğimiz. Ama bir şehir yalnızca bununla ayakta kalamaz.
Nerede fabrikalar?
Nerede yeni üretim alanları?
Nerede gençlere iş imkânı?
Kırk yıl sonra kapanan bir işletmenin ardından koca bir şehir sessizce üzülüyorsa, burada ciddi bir ekonomik sorundan söz etmek gerekir.
*
6. Bölge teşvikleri büyük umutlarla anlatıldı.
“Gümüşhane yatırım üssü olacak” denildi.
Ama bugün baktığımızda sorulması gereken soru basit:
Nerede yatırım?
Nerede yeni fabrikalar?
Nerede yeni iş insanları?
Teşvik kağıt üzerinde kaldığında şehir büyümez.
*
Organize sanayi bölgeleri konuşuldu.
Şiran’dan Kelkit’e kadar birçok proje anlatıldı.
Ama bugün geriye dönüp baktığımızda gerçekten ne değişti?
Bu şehir yıllardır taşın altına elini koyacak güçlü bir irade arıyor.
*
Gümüşhane Üniversitesi için de büyük umutlar vardı.
“Gümüşhaneli rektör, şehri en iyi o anlar” denildi.
Peki bugün şehir üniversiteyle ne kadar büyüdü?
Üniversite şehirle ne kadar bütünleşti?
Bu soruların cevaplarını dürüstçe vermek gerekiyor.
*
Artık kuru sözlerden yorulmuş bir şehir var.
Sürekli aynı cümleleri duymaktan bıkmış bir şehir.
İki caddeyi dolaşıp şehrin nabzını tuttuğunu sanan yöneticilerden,
boş nasihatlerden,
bitmeyen vaatlerden yorulmuş bir şehir…
Gümüşhane artık konuşulmak değil, gelişmek istiyor.
Ve bu şehir bugün hâlâ aynı soruyu soruyor:
Hani nerede Gümüşhane?

