İtiraf ediyorum.
Evet…
O taşı ben attım.
Hani şu kırk akıllının başına toplandığı, ip sarkıttığı, plan yaptığı, komisyon kurduğu taş var ya…
İşte o.
Ama durun, hemen linç etmeyin. İnsan bazen kafası estiğinde hayatın dümdüz asfaltına küçük bir tümsek koymak ister. Çünkü bu memlekette herkes aynı cümleyi kuruyor, aynı tonla konuşuyor, aynı yerden alkışlıyor.
Kümesteki tavuklar gibi.
Gıdak ortak, yumurta standart.
Ben dedim ki:
“Bir dakika. Bu kadar uyum sağlıklı değil.”
Bakın mesele fenomenlik değil. “Marjinal olayım” hevesi de değil. İnsan şu kısa ömründe biraz farklı nefes almak istiyor. Herkes sağa yürürken sola bakmak istiyor. Bayat cümleleri çöpe atıp taze bir cümle kurmak istiyor.
Ama ne oluyor?
Cafcaflı kelimeler, içi boş tartışmalar, mangalda kül bırakmayan konuşmalar…
Herkes kahraman, herkes cesur, herkes destan yazıyor.
Ama iş kuyuya düşünce bir sessizlik.
Ben de o yüzden attım taşı.
Biraz hareket olsun diye.
Biraz aynaya bakılsın diye.
Biraz “Bu niye oldu?” densin diye.
Çünkü dürüstlük zemini kayganlaşmış. Herkes haklı, kimse sorumlu değil.
Herkes çözüm uzmanı, ama kimsenin elinde tornavida yok.
“Yapılması lazım.”
“Birileri bir şey yapmalı.”
O birileri kim?
Google’da mı yaşıyor?
Dedim ki madem bu kadar akıllıyız, hadi buyurun çıkarın taşı.
Kırk akıllı bir araya gelmiş, WhatsApp grubu kurmuş, taş analizi yapıyor.
Strateji belgesi hazırlanıyor.
Alt komisyon kuruluyor.
Ama kuyu hâlâ derin.
Belki de mesele taş değil.
Belki mesele o kuyuya neden bakmadığımız.
Bu bir fırtına öncesi sessizlik değil mi zaten?
“Yeter” deme biçimi değil mi?
Herkesin içinden geçen ama kimsenin yüksek sesle söylemediği o cümle değil mi?
Ben taş attım diye kızanlar var.
Ama taş atılmasa o kuyu hiç konuşulmayacaktı.
Bazen düzeni bozmak gerekir.
Bazen suyu bulandırmak gerekir ki dibindeki tortu görünsün.
Hem rahat olun.
Mangalda kül bırakmayan kahramanlar var ya…
Onlar çıkarır taşı.
En azından konuşurken çok başarılılar.

