Bir siyah beyaz fotoğraf... Zamanın adeta durduğu, hatıraların ağırlaştığı bir an. Omzunda uzun bir sırık, iki ucunda bakır kovalar... Bu sessiz kare, Gümüşhane'nin geçmişine açılan derin ve dokunaklı bir kapı gibi duruyor. Yüzündeki ifade ne yorgun ne de şikayetçi; alın teriyle yoğrulmuş bir hayatın vakur ve dimdik duruşu var.
Emeğin ve Fedakarlığın Sessiz Dili
Bu karedeki Anadolu kadını, bu topraklarda yaşamın asla kolay olmadığını bilen, ama buna rağmen her şartta ayakta kalmayı başaran bir nesli temsil ediyor. O bakır kovalar sadece su taşımıyordu; aynı zamanda sabrı, bitmek bilmeyen emeği, aile için yapılan fedakarlıkları ve bir evin ayakta kalma mücadelesini de sırtlanıyordu.
Bir Zamanlar Gümüşhane'de Hayat
Bir zamanlar Gümüşhane'de hayat tam da buydu. Su, pınarlardan emekle, sırıklarla taşınır; ekmek, alın teri ve azimle kazanılırdı. Kadınlar, sadece evin değil, tüm toplumun görünmez direkleriydi. Dağı, taşı, uzun ve engebeli yolları aşar; hem çocuklarını yetiştirir hem de ocağının tütmesi için durmadan çalışırdı. O dönemlerde fotoğraf çektirmek bir lüks, hatıra bırakma derdi ise çok uzaktı. Ama bugün geriye dönüp bakıldığında, en güçlü hafızanın, en derin hikayelerin tam da bu sessiz karelerde saklı olduğu anlaşılıyor.
Geçmişten Bugüne Bir Sorgulama
Bu fotoğraf sadece geçmişin bir belgesi değil, aynı zamanda bugünü sorgulatan bir ayna. Modern hayatın sunduğu tüm kolaylıkların arttığı, emeğin çoğu zaman görünmez hale geldiği bir çağda, bu siyah beyaz kare bize şunu hatırlatıyor: Bu şehir, bu kadim topraklar ve bugün sahip olduğumuz hayat; işte böyle sessizce çalışan, iz bırakmadan, şikayet etmeden giden insanların omuzlarında yükseldi.
Yaşayan Hafıza
Gümüşhane'nin gerçek hafızası, arşivlerdeki tozlu dosyalarda değil, işte böyle karelerde, anılarda ve nesilden nesile aktarılan hikayelerde yaşıyor. Konuşmuyorlar belki ama o bakışlar, o duruşlar çok şey anlatıyor. Bizlere düşen ise sadece bakmak değil, o hikayeleri görmek, duymak ve geleceğe taşımak.