Karadeniz insanının gurbet hikâyesi yeni değil. Yıllar, hatta kuşaklar öncesine uzanıyor. Gümüşhaneli ise bu uzun yolculuğun en belirgin kilometre taşlarından biri. Ekmeğinin peşine düşen, evladının geleceği için memleketinden ayrılan binlerce insan, yıllarca sıla ile gurbet arasında gidip geldi.
Ancak bugün tablo eskisinden farklı.
Bir zamanlar köyünden şehre, şehirden büyük metropollere giden Gümüşhaneli, bavuluna memleket kokusunu koyar giderdi. Tereyağı, peynir, kurutulmuş et, erişte, tandır ekmeği… Her biri alın terinin, toprağın ve üretimin eseriydi. Şimdi ise o bavulda çoğu zaman sadece pestil ve köme var.
Eskinin üretim anlayışı büyük ölçüde durmuş durumda. Köyler boşaldı, tarlalar sahipsiz kaldı. Hayvancılık geriledi, ev üretimi neredeyse tamamen bitti. Yağından sütüne, etinden ekmeğine kadar birçok temel ürün artık ya üretilmiyor ya da sembolik ölçüde kalıyor.
Gurbetten sıla özlemiyle dönen Gümüşhaneli, memleketinde artık eskisi kadar üretim bulamıyor. Bavulu bu yüzden boş. Çünkü üretim azaldıkça, şehirle köy arasındaki bağ da zayıfladı.
Bugün geriye, coğrafi işaretiyle öne çıkan pestil ve köme gibi birkaç simge ürün kaldı. Oysa bir zamanlar her ev küçük bir üretim merkeziydi.
Soru şu: Gümüşhane yeniden üreten bir şehir olabilir mi? Yoksa gurbet hikâyesi böyle mi devam edecek?