
Çocuğunuza tatilde “aktivite ödevi” verin
Hareketli bir yaşamın çocukların fiziksel gelişimine çok önemli katkısı olduğunu belirten uzmanlar, “Çocuğunuza karne hediyesi olarak bisiklet, yarıyıl tatili planı olarak da ders çalışmak yerine aktivite ödevi verin” tavsiyesinde bulundu.
Üsküdar Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, yoğun bir dönemi geride bırakan çocukların ara tatilde bol bol hareket etmelerini ve oyun oynamalarını önerdi.
Çocukların mutlaka hareket etmesi gerektiğini kaydeden Doç.Dr. Defne Kaya, “Kendi çocukluğunuzu, sokakta hür ve doyasıya arkadaşlarımızla oyun oynadığımız günleri düşünerek çocuğunuza karnesi nasıl olursa olsun, bu tatilde “özgürce oyun oynama” hediyesi verin. Fiziksel inaktivite yani hareketsiz yaşam tarzı, günümüz sağlık problemlerinin en önemli nedenlerinden biri, ölüme neden olan risk faktörleri arasında dördüncüsü” dedi.
30 bin adımdan 3 bin adıma geriledik
Hareketsiz yaşam nedeniyle dünyada yılda 3.2 milyon insanın yaşamını yitirdiğini belirten Doç.Dr. Defne Kaya, şunları söyledi:
“Giderek daha fazla ekran karşısında kalma, sınavlara hazırlanmak için oturularak geçirilen zamanın artması, hızlı ve çarpık kentleşme nedeniyle çocuklara arkadaşlarıyla oynayacak alanların azalması, terör veya güvenlik sebebiyle ebeveynlerin çocukları evde tutma çabası gibi etmenlerin çocuklarda, obezite ve ona bağlı onlarca ciddi sağlık problemi, depresyon, antisosyal yaşam ve madde kullanım bozukluğu (uyuşturucu, sigara, alkol bağımlılığı) gibi çok sayıda kronik hastalığa yol açabilen süreçler tetiklenmiş oluyor.
Bugün Avrupa’da yılda 600 bin ölümden fiziksel inaktivite sorumlu. 150 yıl önce günde 30 bin adımdan çok daha fazlasını atan bizler, günümüzde yani ultra-modern çağda 15 bin adıma gerileyerek hatta günde 3 bin adıma bile zor ulaşır hale geldik. Hareketsiz yaşam nedeniyle, yılda 3.2 milyon insan ölüyor. Göğüs ve kolon kanseri vakalarının %20-25’i, diyabetin %27’si ve iskemik kalp hastalığının %30’u da yine hareketsiz yaşam nedeniyle ortaya çıkıyor.”
Tüm bu korkunç istatistikleri yenebileceğimiz, sağlığı yaşamımızın en büyük mirası yapabileceğimiz, ucuz ve kolay ulaşılabilir tek şeyin hareket olduğunu belirten Kaya, “Sonsuz faydası olan hareketle, vücudunuzdaki insülin seviyesini düzenler, kalp ve kemiklerinizi güçlendirir, beyin ve hafızanızı geliştirir, stresinizi azaltır, kan dolaşımınızı geliştirir, glikoz seviyesi ve kan basıncınızı düşürür, kolesterol seviyenizi düzenlersiniz” dedi.
Doç. Dr. Defne Kaya, “Hem kendinize hem de çocuğunuza bu yarıyıl tatili için hareket etme alışkanlığı hediye edin. Biliyoruz ki 21 gün düzenli yapılan her şey alışkanlığa dönüşür” dedi.
Eğlence ve heyecan bir arada olmalı
“Ebeveynler olarak, en büyük sorumluluğumuz, çocuklarımıza güzel bir gelecek sağlamak” diyen Doç.Dr. Defne Kaya, şu tavsiyelerde bulundu:
“Eğitim şüphesiz ki çok kritik bir konu. Ama sağlıklı nesiller yetiştirebilmek, onların eğitimli olmaları kadar bizim için önemli olmalı. Peki, ben çocuğuma hangi aktiviteleri yaptırmalıyım diye sorarsanız: Çocuk ve gençler sıkıcı ve rutin egzersizleri yapmaktan sıkılırlar. İşin içine eğlence ve adrenalin yani heyecan eklenmesi gerekir. Peki ne sıklıkla yapılmalı: Çocukluk, adölesan ve 20’li yaşların ortalarına kadar iskeletin geliştiğini ve güçlü kemiklerin bu dönemde inşa edildiğini belirten unutmayın. 5-18 yaş arasındaki gençlere haftada en az üç gün yoğun egzersiz öneriyoruz ki kemik ve kasları güçlensin.
5 yaş altı- yürüyen çocuklar için:
Tırmanma
Bisiklet
Yürüyüş
Sıçrama
Koşu içeren oyunlar
Çocuk ve gençler için:
Koşu
Bisiklet
Futbol, basketbol, voleybol…
Trambolin
Tenis, squash, badminton
Jimnastik
Savunma sporları: Karate ve tekvando
Sıçrama
Vücut ağırlığı ile yapılan şınav, plank, squat ve lunges egzersizleri
Müzik eşliğinde aerobik ve boks
Kaya/duvar tırmanışı
Dans

Fizyoterapi ve rehabilitasyonda uygulama ve araştırma imkânı!
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde eğitim veren Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans Programı, içerik ve uygulama imkânları bakımından benzer programlardan uzman akademik kadrosu ve zengin içeriğiyle belirgin şekilde ayrılıyor. Programın en güçlü yanı, öğrencilerin Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde araştırmalar yapabilmesi. Proje ve makale yazma dersleriyle başlayan araştırma süreci, öğrencilerin yüksek lisanslarını en az bir isimli makale yazmasıyla tamamlanıyor. Makale yazma tecrübesi, yüksek lisans öğrencilerini doktora ve akademisyenliğe güçlü bir şekilde hazırlıyor.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde eğitim veren Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans Programı, alanında bilimsel ve teknolojik gelişimleri izleyen, eğitim, araştırma ve uygulamalarında ileri ve derin bilgi, beceri ve tutum kazanmış, bilgilerini klinik ve bilimsel çalışmalarla bütünleştirebilen, sonuçlarını yorumlayabilen, yaşam boyu öğrenmeye devam edebilen, fizyoterapi ve rehabilitasyon ile ilgili eğitim programlarına katkı verebilen, ulusal ve uluslar arası düzeyde uzman fizyoterapistler yetiştirmeyi amaçlıyor.
Akademik klinik çalışma dersi fark yaratıyor
Yüksek lisans programı hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, programın zengin içeriğine ve alanında uzman akademisyen kadrosuna dikkat çekerek "Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans Programı’nda bir çok programdan farklı olarak, Üsküdar Üniversitesi’nin teması olan bilişsel yöntem ve nörobilimin; fizyoterapi ve rehabilitasyonun her alanında nasıl kullanılacağı işliyor. Ayrıca yüksek lisans öğrencileri ‘Akademik Klinik Çalışma’ dersi ile kliniklerde proje ve çalışmalar yaparak akademisyenliğe güçlü bir şekilde hazırlanıyor" diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda bilim uzmanlığı programı 2016-2017 eğitim-öğretim yılında başladı. Bu programı tamamlayan mezunlar, fizyoterapi ve rehabilitasyonun çeşitli özelleşmiş alanlarındaki klinik ve akademik çalışmalarında uzmanlık düzeyinde geliştirdiği yeterliliklerini kullanabilir ve ileri düzeyde mesleki uygulama ve araştırma yapabiliyor.
Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans Programı mezunları “yüksek lisans” derecesi alarak mezun olabilirken, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Tezli Yüksek Lisans Programı’ndan mezun olmak için 2 yıl, toplam 120 AKTS kredilik programını başarılı ile tamamlamış ve tezini başarıyla savunmuş olması gerekiyor.
Programda, fizyoterapi ve rehabilitasyona özelleşmiş alanlarda klinik ve akademik çalışmalarını uzmanlık düzeyinde yürütebilen ve geliştirebilen fizyoterapistler yetiştiriliyor. Fizyoterapi ve rehabilitasyon bilim uzmanlığı programı mezunları, toplumu destekleyip, yönlendirebilmekte, fiziksel aktiviteye katılımı desteklemede, fonksiyonları iyileştirerek fizyoterapi ve rehabilitasyona özel ölçümler ışığında yaşam kalitesini yükseltmede uzman kişiler olarak programı tamamlıyor.

Sağlık yöneticiliğinde kalite yükseliyor!
Sağlık hizmetleri, hizmet sektöründe hatasız yürütülmesi gereken öncelikli hizmetlerin başında geliyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanan hasta ve yakınlarının hatasız ve memnuniyet düzeyini artırıcı hizmeti alabilmesi en temel gereklilik olarak kabul ediliyor. Sağlık hizmetleri sektöründe görev alan tüm çalışan meslek gruplarının, performans, etkinlik ve verimliliklerinin arttırılması nedeniyle hastane yöneticiliği ve sağlık yönetimi alanlarındaki eğitimler daha çok önem kazanıyor.
Sağlık alanında genel yönetim ve işletme yönetimi dışında hastane yöneticiliği gibi bölümler her geçen gün öne çıkıyor. Son yıllarda değişen yasalara göre, hastane yöneticiliği dünyada ve ülkemizde gözde meslekler arasında gösteriliyor. Ülkemizde sağlık yönetimi giderek önem kazanan bir meslek haline geliyor.
Hedef profesyonel yönetici
Bu mesleği en iyi şekilde icra edebilecek ve bu konuda gerekli donanıma sahip kişiler yetiştirmeyi amaç edindiklerini ifade eden Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitü Müdürü Prof. Dr. Nilgün Sarp, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Programı, her türlü sağlık kurum ve kuruluşunun, yönetimi, işletilmesi, Türkiye’nin sağlık altyapısının tanımlanması ve geliştirilmesine yönelik ulusal veya uluslararası araştırılmaları, planlama, yürütme ve değerlendirme konularında profesyonel insan gücü yetiştirmeyi hedefliyor.

Mezunlar kaynakları verimli yönetiyor
Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Programı’ndan mezun olanlar; sağlık kurumu yöneticiliğinde kaynaklarını yeterince verimli, etkili, ekonomik, erişilebilir ve kaliteli olarak kullanılmasını sağlayabiliyor. Yöneticisi olduğu kuruma değer katıyor, marka ve kurum bilinirliğini arttırıyor.”
Zengin içerik, uzman kadro
Prof. Dr. Nilgün Sarp, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans Programı sahip olduğu zengin içerik ve uzman eğitimci kadrosuyla, hastane yöneticiliği eğitiminde referans kabul edildiğini kaydetti. Sarp şunları söyledi:
“Her geçen gün eğitim kalitesini daha üst seviyeye çıkaran program; Sağlık Kurumlarında Yönetim ve Organizasyon, Temel Muhasebe ve Finans Kavramları, Sağlık Ekonomisi, Sağlık Kurumlarında İnsan Kaynakları Yönetimi, Sağlık Hukuku ve Mevzuatı, Sağlık Kurumlarında Etik, Sağlık Kurumlarında Performans Yönetimi, Araştırma Yöntemleri ve Biyoistatistik Karşılaştırmalı Sağlık Sistemleri, Sağlık Hizmetlerinde Kalite ve Verimlilik, Sağlık Politikaları ve Planlanması, Sağlık Kurumlarında Duygusal Yetenekler, Sağlık Kurumlarında Bilgi Sistemleri, Sağlık Kurumlarında Mali Analizler gibi zorunlu ve çok sayıda alandan seçmeli dersleri kapsıyor.”

Dayanılmaz uyku ataklarına dikkat!
Gündüz yemekte, toplantıda ya da direksiyon başındayken size de aniden dayanılmaz uyku atağı geliyor mu? Bu ve benzeri ataklar, hastalık habercisi olabilir. Uzmanlar durumu ‘Narkolepsi’ olarak tanımlıyor. Beyinde “hypocretin” maddesinin eksikliğinden kaynaklanan hastalık, olası kazaların ötesinde kişide konsantrasyon güçlüğü ve bellek sorunlarına da yol açıyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Önder Kuzu, narkolepsinin kadın ve erkek cinslerde eşit olarak sıklıkla 20’li yaşlarda ortaya çıkan ve ilk olarak gündüz artmış uykululuk ve dayanılmaz uyku atakları ile kendini gösteren bir hastalık olduğunu söyledi.
Gece uykuları da bozuluyor
Yrd. Doç. Dr. Önder Kuzu, hastalığın başlamasından aylar veya yıllar sonra halk arasında “karabasan” denilen uyku paralizisi, uykuya dalarken veya uykudan uyanırken ortaya çıkabilen halüsinasyonlar ve “katapleksi” denilen düşme ataklarının tabloya eklenebildiğine dikkat çekti. Yrd. Doç. Dr. Önder Kuzu, şöyle konuştu:
“Hastaların çoğunda bozulmuş gece uykusu da vardır. Narkolepsinin ortaya çıkmasında genetiğin (ailesel geçiş) rolü çok fazladır. Bu hastalıkta hypocretin denen bir maddenin beynimizde eksik olduğu saptanmıştır. Beynimizde bulunan dopaminin temel olarak uyanıklığın ortaya çıkmasını ve bunun sürdürülmesini sağladığı bilinmektedir.”
Gündüz saatlerindeki uyku ataklarına dikkat!
Hastalıkta temel belirtilerin gündüzleri genellikle bir saatten kısa süren uyku atakları olduğunu belirten Önder Kuzu, “Geçici bir tazelenme ve zindelik hissedilir. Bu uyku atakları yemekte, konuşurken veya araç kullanma gibi en uygunsuz koşullarda ortaya çıkabilir. Uyanıklığın yeterli olmaması nedeniyle konsantrasyon güçlüğü ve bellek sorunları oluşur. Narkolepside uykuya dalma ve sürdürme bozukluğuna da sık rastlanmaktadır” şeklinde konuştu.
İlaç tedavisi uygulanıyor
Narkolepsi teşhisinde klinik belirtilerle beraber laboratuvar desteğinden yararlanıldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Önder Kuzu, “Polisomnografide sık uyanmalar ve kısalmış REM latansı dikkat çeker. Uyku laboratuvarında gündüz yapılan MSLT Testi narkolepsi tanısında çok değerlidir. Bu testte hastaların uykuya 8 dakikadan önce dalmaları ve iki kez 15 dakika içinde REM evresine geçmeleri narkolepsi tanısını destekler. Hastalığın tedavisinde ilaç tedavisi, eğitim, davranışsal ve destekleyici tedaviler uygulanmaktadır” dedi.

Kafein ve nikotin tüketiminin fazlası duygularımızla oynuyor
Her gün sıklıkla tüketilen sigara, çay, kahve ve çikolatanın fazlası beyin ve sinir sistemimiz üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Beyinde dopamin etkisi oluşturan nikotin ve kafeinin, bipolar bozukluk gibi duygu durum bozukluklarında kullanılmaması gerekiyor. Uzmanlar tüketim miktarına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek “Öfke, sinir ve kararsızlık gibi duyguları tetikleyebiliyor” dedi.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “sosyal ilaçlar” olarak tanımladığı nikotin ve kafeinin fazla tüketilmesinin beyin ve sinir sistemi üzerinde pek çok etkileri olduğunu söyledi.
Sosyal ilaçlar iyilik hissi veriyor
Kafein, nikotin ve çikolatanın bilişsel işleri ve yaratıcılığı artırdığını belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sosyal ilaçlar yani legal maddeler diye de tanımlayabileceğimiz nikotin ve kafein, ulaşımı daha kolay olan, haz veren ve istenilen psikolojik durumları ortaya çıkaran maddeler. Bu maddeler bilişsel işlerin ve yaratıcılığın artmasına neden oluyor. Bu maddeler legal de oldukları için bu anlamda sıkça tercih ediliyor.
Dikkati ve işleyen belleği aktif hale getiriyor
Bu maddeler beyinde neyi değiştiriyorlar, ne üzerine etkililer diye baktığımızda temel olarak iyilik hissi veriyorlar. Dikkati ve işleyen belleği daha aktif hale getiriyorlar. Çikolata, stres verici aktivitede anksiyete düzeyini azaltıyor. Nikotin ve kafeinin anksiyete üzerine pozitif etkileri bulunuyor.”
Beyindeki ödül sistemi bozuluyor
Nikotin ve kafein tüketiminin artmasının bağımlılığa yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Kesebir, “Bu maddeler her ne kadar legal ürünler de olsa illegal bağımlılık geliştirebiliyorlar. Ama bu daha yavaş bir şekilde ve daha uzun sürede oluyor. Kullanımdan zararlı kullanıma ve bağımlılığa geçişleri daha uzun sürede oluyor. Bağımlılık sonucu ödül sistemi üzerinde birtakım bozulmalara yol açıyorlar” dedi.
Kafein anksiyeteyi tetikliyor
Bu tür maddelerin fazla kullanımının vücut üzerinde birçok zararlara neden olabileceğini belirten Kesebir, “Özellikle nikotin kanserler başta olmak üzere pek çok bedensel hastalığın nedeni olan faktör. Kafein ve nikotin tüketimi, bipolar bozuklukta olumsuz etkilere neden olabiliyor. Duygu durum üzerine de etkileri bulunuyor. Nikotin ve kafein duygu durumunu kalkındırıyor, yukarı çekiyor. Kafein belli bir miktarın üzerinde alındığında anksiyeteyi uyaran bir madde haline geliyor ve tetikliyor” diye konuştu.
Çikolata depresyonu atağa geçiriyor
Kafeinin az miktarda tüketilebileceğini belirten Prof. Dr. Kesebir, “Ama fazlası zarar. Kafein hakkında bugün zehirlenme tanımları var: Uyarılmışlık, tedirginlik, kaygı ve korku gibi. Çikolata ise daha çok depresyonda kalkındırıcı etki gösteriyor. Bipolarite ile bugün için çok fazla ilişkilendirilmiyor. Ama tarihsel olarak baktığımızda bugünün atipik depresyon belirtilerine uyan birtakım semptomlardan bahsedilmiş.”
Anksiyete ve sinirlilik durumlarını artırıyor
Kafein ve nikotinin beyinde dopamin etkisi oluşturduğu dikkate alındığında özellikle bipolar bozukluk durumunda kullanımının sınırlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, şu tavsiyelerde bulundu:
“Bu maddelerin dopamin etkisi olduğunu var sayarsak duygu durum stabil olmadığı durumlarda kullanılmamalı. Kararlı bir duygu durumu olmadığında yani kişi gün içerisinde değişik duygular yaşıyorsa ya da hızlı döngülüyse bu maddelerin olumsuz etkilerine daha çok maruz kalabilir. Duygularda iniş çıkışlar varsa nikotin ve kafeinden uzak durması gerekir. Kişide anksiyete ve sinirlilik hali varsa bu gibi durumlarda nikotin ve kafein bunları artıracaktır. Kullanırlarsa bu duyguların şiddeti artacaktır.”
Nikotin ilaçların etkisini azaltıyor
Nikotinin psikolojik ilaçların kan düzeylerini azaltıcı etkisi olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Sermin Kesebir, “İki paket sigara içen bir kişiye verilen doz daha yüksek olur” dedi.
Duygu durum bozukluğunda tetikleyici oluyor
Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Her gün kullandığımız ve bolca tükettiğimiz ve zararsız kabul ettiğimiz bu maddelerin görünmez farklı etkileri bulunabiliyor. Maalesef kafein ve çikolatayı bilinçsizce tüketiyoruz. Bu maddeler duygu durum bozukluğu olan kişiler açısından bozucu etkileri bulunuyor. Bilmediğimiz öfke, sinir ve kararsızlık gibi duyguları tetikleyebiliyor” diye konuştu.