Karadeniz'in sisli dağları arasında, Gümüşhane'nin köylerinde bir gelenek asırlardır hiç değişmeden sürüyor: Mısır ekmeği. Bu sadece bir ekmek değil; bir kültürün, bir yaşam biçiminin, bir coğrafyanın insana armağanı.
Her şey mısırın en iyi şekilde kurutulmasıyla başlar. Ya fırında ya da güneşte... Kurutulan mısır, "zahra" denilen çuvallara doldurulur ve köyün değirmenine taşınır. Devasa taş değirmende öğütülen mısırın ununun kokusu, günün yorgunluğunu alır insandan. O koku, toprağın, emeğin ve bereketin kokusudur.
Sırada mısır ekmeğinin yapımı vardır. İnce odunlarla harlanan sacın yağlanan yüzüne mısır ekmeği bir sanat eseri gibi dizilir. Sacın üzerinde pişen ekmekler, altın sarısı rengiyle göz kamaştırır. Kısa bir süre sonra muhteşem mısır ekmeği, servis amacıyla sofraya gelir.
Lezzetin Dönülmez Yolculuğu
Mısır ekmeği, sofrada yalnız değildir. Yoğurdun yanında, lahana çorbasının içinde, hamsinin kıyısında, hatta mısır ekmeği helvasına kadar uzanan bir lezzet yolculuğuna eşlik eder. Her lokmada ayrı bir tat, ayrı bir hatıra birikir damaklarda.
Gümüşhanelinin, Karadenizlinin klasik beslenme alışkanlığında mısır ekmeği, tıpkı başucundaki silah gibidir. Her an hazır, her an sofrada, her an hayatın tam ortasında. Bugün modern fırınlarda pişen ekmekler çoğalsa da, sacda pişen mısır ekmeğinin yeri bambaşkadır. O, sadece karın doyurmaz; ruhu da doyurur.