Tarih: 01.02.2020 21:00

Anadolu Aydınlar Ocağı toplantısından önemli başlıklar

Facebook Twitter Linked-in

Em. Tümgeneral Tarık Özkut ve A.A.O Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek'in yer aldığı oturumda ülkenin karşı karşıya geldiği son derece önemli güncel başlıklar ele alındı, konuşuldu ve tartışıldı

Em. Tümgeneral Tarık Özkut ve A.A.O Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek'in yer aldığı oturumda ülkenin karşı karşıya geldiği son derece önemli güncel başlıklar ele alındı, konuşuldu ve tartışıldı.

20 Ocak 2017 akşamı Erenköy'deki Kazım Karabekir Kültür Merkezinde yapılan Anadolu Aydınlar Ocağı tarafından düzenlenen toplantısında: Kıbrıs'ta son oyunlar, *20 Yanvar*, (Rusların 20 Ocak 1990 günü 65 000 kişilik bir ordu ile Azerbaycan'ı işgali), Amerikalı Gazeteci Clarence K. Streit'in 1921 Milli Mücadele günleri hatıraları ve *Bilinmeyen Türkler* konusu, Fırat Kalkanı, Irak'taki gelişmeler, Koalisyon güçlerinin hareketi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin durumu, Ekonomi, Milli İstihbarat ve Milli Güvenlik, Yeni Anayasa ve Başkanlık gibi konular tartışıldı.

Toplantıda birincisi 12 Ocak ikincisi ise 19 Ocak günleri sona erip, şubat ayında devamının yapılacağı Kıbrıs görüşmelerinde milletçe Kıbrıs davamıza sahip çıkılması gerektiği, Yeni anlaşmalarla Rum'a bir avuç bile toprak verilemeyeceği, hele Karpaz bölgesinden verilecek toprak tavizi ile Rumların Mersin'e kadar uzanan deniz talepleri olacağı belirtildi. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı'ya vereceği destekle Türkiye'nin garantörlüğü, toprak, nüfus ve Adadaki askerimizin hiçbir şekildi pazarlık konusu edilemeyeceği iki toplumlu, iki kesimli güvenli bir sistemin tesisini ısrarla vurgulamalıdır, denildi. 

Prof. Dr. İbrahim Öztek, 20 yanvar veya kara 20 Ocak ile ilgili açıklamasında; '20 Yanvar, Azerbaycan Türk'ünün acı olduğu kadar, acıların uluslaştırdığı bir  kutlu gündür. Yıllarca özgürlük ve bağımsızlık savaşı veren Azerbaycanlı kardeşlerimiz 1990 yılında Ebulfeyz Elçibey başkanlığında kurulmuş olan Azerbaycan Halk Cephesi olarak; totaliter Komünist sistem, Komünist partisi, KGB, en önemlisi Sovyetler Birliğine ve Kızılorduya rağmen bağımsızlık mücadelesini baskın bir biçimde sürdürmeye devam etti.  Amaç Sovyet'lerden ayrılmaktı. Sovyetler birliği ise hürriyet ateşinin diğer cumhuriyetlere sıçramasından korkuyordu. Bilinçli ve hürriyetine susamış halk 17 Ocak günü milyonla Azatlık meydanını doldurdu. Azadlıg, Azadlıg nidaları ile haykırıyorlardı. Fakat 20 Ocak günü Sovyet silahları Azerbaycan Türk'ünün üzerine ölüm yağdırdı. Azerbaycan'a 65 bin, Yalnız Bakü'ye 35 000 Rus askeri girmişti. Şehitler, yaralananlar, tutuklananlar, Azerbaycan Türk'ünü yıldıramadı. Şehitlerini karanfillere sararak bağıllarına bastı. Albayrağı Bakü'nün tepesine çekti. Bayrak bir defa kalkmıştı ve artık onu hiçbir güç indiremeyecekti. O gün Sovyet Başbakan birinci yardımcısı Haydar Aliyev de harekete ve Halk Cephesine çok büyük destek veriyordu. 20 yanvar / 20 ocak, Azerbaycan Türk'ü veya Türk'lük için yas ve matem günü değildir. Bugün Azerbaycan Türk'ünün, acımasız Sovyet rejimine karşı şahlanışı, zincirlerini parçalayarak, bayraklaşmasıdır. O günün şehitlerine ve tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Rusların korktuğu oldu ve Azerbaycan'ın bağımsızlık aşkı dev gibi bir ateş oldu ve tüm Sovyet cumhuriyetlerini sardı. Sonunda o koca İmparatorluk parçalandı ve çöktü. Sovyet rejimi altında inleyen 15 cumhuriyet daha özgürlüğüne kavuştu. Şimdi bu cumhuriyetler Azerbaycan için şükran günü düzenlemeli değil mi? dedi. 

Eski GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanı Em. Tümg. Tarık Özkut özel bir konu çerçevesinde;  
Amerikalı Gazeteci Clarence K. Streit'in 1921 Milli Mücadele günleri hatıraları ve *Bilinmeyen Türkler* konusu hakkında düşüncelerini dile getirdi.

Özkut Paşa, ülkemizde yeterince bilinmeyen bu konuyu şu şekilde dile getirdi: Türkiye'yi, Türkleri ve Türklerin Anadolu'daki milli mücadelesini ve bu mücadelenin başı olan Mustafa Kemal Paşayı merak eden  Amerikalı Gazeteci Clarence K. Streit 1921 yılında Anadoluya geldi. Milli mücadele günleri ülkemizi ziyaret eden ilk ve tek gazeteci idi. Takip ettiği yol, Atatürk'ün Milli Mücadeleyi başlattığı 19 Mayıstan itibaren Ankara'ya ulaştığı yoldu. 25 yaşındaki genç gazetecinin yolculuğu üc ay sürdü. Ankara'da 26 gün kaldı. Sonra Anadolu'nun muhtelif şehirlerini ziyaret etti. 3 Mart 1921 günü Ankara Garı'ndaki konutunda Mustafa Kemal Paşa ile 2 saatlik bir röportaj yaptı. Atatürk hakkında "Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. Yakışıklı, güzel görünümlü, çok düzgün giyimli, düzgün konuşan, fiziksel açıdan yakışıklı, yapılı,  40 yaşında olmasına rağmen, çok daha genç görünen savaşçı yapısında bir adamdı. Fakat onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Yüzünde, gözlerinde, idealistçe bir şey var; bir hayalpereste has ama hayallerini gerçekleştiren bir hayalpereste..."

Özkut Paşa anlatımını şöyle sürdürdü; Clarence, Atatürk'ün üzerinde bıraktığı izlenim karşısında şaşkına dönüyor. Gördükleri ve duyduklarına inanamıyor. Çünkü Anadolu'ya gelmeden önce son derece ön fikirlidir. Edindiği bilgilere göre  Atatürk bir isyancı, hayalperest, kendini bilmez bir diktatör, Türkler ise; barbar, medeniyetsiz, görgüsüz bir millet. Clarence, Atatürk'ün cumhuriyet, demokrasi, medeniyet konularındaki görüşleri, insancıllığı  ve bilimselliği karşısındaki hayreti, Halide Edib'i tanıdıktan, Türk kadınını, köylüsünü, çocuklarını ve aldıkları eğitimi gördükten sonra daha da artıyor. İzlenimlerini yüz kadar fotoğrafla süsledikten sonra ne Paris'te, ne Amerika'da ne de bir başka bir yerde bastırma imkanı bulamıyor. Zira Türk düşmanı batılılara Türkler ve Atatürk hakkındaki olumlu izlenimlerini  bir türlü kabul ettirememişti. Clarence daha sonra 1923-1925 yılları arasında da Türkiyede görev yaptı. Hazırladığı kitap, 2007 yılında Bahçeşehir Üniversitesinde görev yapan Amerikalı profesör Heath W. Lowry tarafından bastırılır.    
    
Daha sonra güncel konulara değinen  Prof. Dr. İbrahim Öztek; Irak ve Suriye'de yıllardır toprak, yönetim ve sosyal yapıyı ele geçirmiş, ardından da savunmaya yönelik ciddi yığınak ve hazırlıklar oluşturmuş olan IŞİD ve PYD ve diğer terör örgütleri konusunda başından beri ülke olarak önemli hatalar yapılmıştır. Bu nedenle de bugün özellikle 150 gündür Cerablus ve El Bab denilen ufacık bir arazi parçası içinde debelenip durduğumuz bir durum meydana gelmiştir. Fırat Kalkanı harekatının ilk günlerinde yazılı beyanatlarımız mevcuttur. Bu harekat üç günde Halep'ten çıkacak şekilde bitirilmeli idi. Bitmezse ABD ve AB güçleri yetiştirdiği terör örgütleri yanında yer alacak, Menbiç'e Amerikan bayrağı çekilecek, her geçen gün daha da zorlanacağız demiştik. Hatta 6 günde sonuçlanan 1967 İsrail Arap savaşını örnek vermiştik. Maalesef, İncirlik'i kullanan koalisyon güçlerinin de açıkça ihaneti bizi zor durumda bırakmıştır.

Irak ve Suriye'de kendi başına bırakılmamız, Güneydoğudaki giderek azgınlaşan terör, Irak ve Suriye'den ülkemize kaçan 4-5 milyon kadar göçmen, tamamen sözde stratejik ortaklarımız olan hakim güçlerin başımıza sardığı belalardan başka bir şey değildir. Bu durumlar doğrudan ekonomimizi alt üst etmeye yöneliktir. Bunun üzerine, batılılar tarafından ele geçirilmiş bankalarımızı, borsa ve sigorta şirketlerini eklediğimiz zaman dolar da firenlenemez hale gelmiştir. 

Son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri bütünü ile, kökü dışarda dini bir tarikat lideri ve üyelerinin yurt içinde ve yurt dışında rol aldığı oyunlarla ve destek aldığı uluslararası servisler birlikteliğinde  sistemli bir biçimde çökertilmiştir. Bu oyunlar hepimizin malumu olduğu üzere 15 temmuz günü iyice gün yüzüne çıkmıştır. Aldatılan, kullanılan, vaadlerde bulunulanlar,  kişiler olmasına karşın, kurumların örneğin komuta kademe sistemlerinin, askeri lise ve harb okullarının GATA'nın, askeri hastanelerin, askeri yargı sisteminin günahı nedir?  Sivil okullardan subay yetiştirebilirsiniz. Fakat onlarla savaşamazsınız. Onları personel subayı yapabilirsiniz. Subay; vatan millet sevgisini, vatanı için savaşılmasının önemini, şehadet ruhunu askeri orta okul ve askeri liselerde öğrenir. Bu ruhu daha sonra veremezsiniz. O yaştan sonra vatan için ölmek yerine, öz çıkarları için yaşamak ruhu gelişmeye başlar. Harp cerrahisini bilmeyen doktorlar, savaş yaraları ile baş edemezler.

Milli güvenlik ve milli istihbaratımızdaki zafiyet giderek aleyhimize işlemektedir. 1905 yılında Sultan Hamide yapılan suikasttan, 19 Aralık 2016 günü Rus Büyükelçi Andrey Gennadiyeviç Karlov'a yapılan son suikast arasında pek çok siyasi, tarihçi, yazar suikast kurbanı olmuştur. Karlov'u El Nusra adına bir Türk polisinin öldürmüş olması, işlenen cinayetten daha korkunçtur. Gelecek yıllarda batılı ajanlar yanı sıra doğulu teröristler Türk toplumunda huzuru yok etmeye devam edeceklerdir. Devlet, her bireyin arkasına bir koruma koyamaz. Fakat binlerce bireyini tehdit altında bırakan bir teröristi engellemesi mümkündür. Geleceğimiz için, Türkiye'ye yakışır  gerçek milli ve ilmi istihbarat ve güvenlik teşkilatları yeniden ve temelden inşa edilmelidir. 

 

Yeni Anayasa ve Başkanlık sistemi konusunda ise; Milletimizin son derece önemli anayasal hakları vardır. Bu haklar Cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, laiklik, sosyal devlet anlayışı gibi medeniyet, çağdaşlık ve özgürlükçü haklardır. Türkiye'de kim yaşarsa yaşasın, adı ne olursa olsun, "Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk milleti denir" prensibi unutulmamalıdır. 
Bir ülkede millet yoksa, veya millet değişik isimler altında etnisiteye kurban edilmişse, o zaman kabile yaşamından ve haklarından bahsedilir. O nedenle Tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek dil diyenler, bu sözlerini zaman zaman unutarak, başka bir dil kullanmamalıdır. Şeklinde açıklamalarda bulundu.

Toplantının sonunda sorulan sorular, Em. Tümg. Tarık Özkut ve Prof. Dr. İbrahim Öztek tarafından cevaplandırıldı. Toplantının onur konuğu olarak Özkut Paşaya Anadolu Aydınlar Ocağının şilti ve bayrağı takdim edildi. 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —